Kendini Yaşadıkça Her gün Yeniden Doğar İnsan
5 Şubat 2012 Pazar
İnsanın devinimin bir parçasıdır dibe vurmak; aşk gibi ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmayan, hasret gibi yüreğinizin en derin tellerini tınlatan, mutluluk gibi bazen gözpınarlarınıza yağmur yağdıran... İnişli bol, çıkışlı zahmetli bir devinim... Ama en önemlisi tıpkı Friedrich Nietzsche'nin "Beni öldürmeyen herşey beni güçlendirir" sözündeki gibi, bu devinimin sizi nereye taşımasına izin verdiğinizdir! Tıpkı bazen ressama renk, şaire dize, müzisyene beste olması gibi!
16 Ocak 2012 Pazartesi
İçinde Yaşadığım Deri
Almodovar'ın yönetmeni olduğu İçinde yaşadığım deri filmini izledim bugün.
Bu adamın filmlerinin bir havası var ve o yapıyı bu filmde de bozmamış.
Film nasıl derseniz tek kelimeyle bişey söyleyemem konusuna gelince;
Bir araba kazasında yanarak ölmekten son anda kurtulan eşini yanıklardan oluşan görüntüden kurtarmak için yeni bir deri yaratmak üzerine çalışmalar yapan estetik cerrahı Dr Robert Ledgard (Antonio Banderas) on iki yıl boyunca evindeki laboratuvarında çalışmaya devam eder ve domuz-insan kanı karışımıyla elde ettiği bir deri üretir.
Eşinin yanmış vücudunu görmesi üzerine intihar etmesi ve küçük kızlarının da buna şahit olmasından sonra büyük depresyon geçiren aile iyice hassaslaşmıştır. Küçük kız büyüdüğünde de psikolojisini bozan bir olay yaşayacak, bu olayın üzerine Dr Ledgard, yaptığı deneyleri büyüterek neredeyse DR Frankenstein haline gelecektir...
Gerilim türündeki film, Fransız polisiye yazarı Thierry Jonquet'in "Tarantula" isimli 2005 tarihli romanından uyarlandı. Yönetmenin 20 yıl sonra Antonio Banderas'la tekrar bir araya geldiği 'The Skin That I Live In', kızına tecavüz eden bir adamdan intikam almaya çalışan psikolojisi bozuk bir plastik cerrahın saplantılarını ve hücrelerle ilgili yaptığı araştırmalar sayesinde yeni bir insan derisi yaratmasını konu alıyor.
Uzun ama sürükleyici, gerilim türünün hakkını veriyor,
cinsel içerik kısmını eleştirenler var ama bu Almodovar'ın filmlerinin ortak özelliği,
İspanyolca olması hoşuma gitti
Çok şaşırdığım hadi be ve dahasını dediğim yerler oldu..
Spoiler vermemek için zor tutuyorum kendimi:)
İzlenmeli
Antonio Banderas var zaten daha ne olsun:)
imdb puanı da 7.2
7 Ocak 2012 Cumartesi
Bu Dünyada Artık İyi Şeyler olmuyor!
http://gundem.milliyet.com.tr/uvey-dayi-5-yasindaki-yegenine-tecavuz-etti/gundem/gundemdetay/07.01.2012/1485818/default.htm
Uzun zaman oldu iyi şeylerden bahsedemiyorum, Güzel şeyler yaşıyorum belki ama saniyelik tanık olduğum bir olay belki onlarca günüme maloluyor, yaşama dair umutlarımı alıyor , insanlıktan nefret etmeye bir sebep daha buluyorum,
Daha karanlık bakıyorum..
İçimde birilerinin hüznünü taşıyorum..
Bugün okuduğum olay da tam da böyle bişey,
5 yaşında dayısının tecavüzüne uğramış türlü işkencelere maruz kalmış bir kız çocuğu..
Annesi intihar etmiş bunları yaşamadan babası da cezaevinde..
Böyle bir gerçeğin varolduğunu bilmek kabul edebilmek bile bana zor geliyor
5 yasındaki bir cocuktan ne ister insan, böyle birşeyi nasıl yapar o işkenceleri yapan anneanne ki bu sıfatlar insanlar için geçerli böyle durumlarda hangi kelimeler kullanılır?? benim aklıma türlü türlü sıfatlar geliyor ama suan dilime sansür uyguluyorum kendimi zor tutuyorum..
N.Ç olayındaki gibi 5 yasındaki cocuğa da kendi isteğinle mi yaptın diyecekler yada nasıl hafifleticekler düşünmek istemiyorum.
Bu gerçeklerle yaşamak ne zor ne anlamsız, vahşiliğin her türlüsünü yaşayan insan müsvetteleriyle yaşıyoruz gün içinde belki karşılaşıyor konuşuyoruz.
Azer Bülbülün ölümüne üzülmüyor ki üzülmek sevmek zorunda değiliz saygı duymuyor üzerinden titreşimli espiriler yapıyoruz..
Ne ara geldik bu hale bilmiyorum ya da hep böylemiydik??
Uzun zaman oldu iyi şeylerden bahsedemiyorum, Güzel şeyler yaşıyorum belki ama saniyelik tanık olduğum bir olay belki onlarca günüme maloluyor, yaşama dair umutlarımı alıyor , insanlıktan nefret etmeye bir sebep daha buluyorum,
Daha karanlık bakıyorum..
İçimde birilerinin hüznünü taşıyorum..
Bugün okuduğum olay da tam da böyle bişey,
5 yaşında dayısının tecavüzüne uğramış türlü işkencelere maruz kalmış bir kız çocuğu..
Annesi intihar etmiş bunları yaşamadan babası da cezaevinde..
Böyle bir gerçeğin varolduğunu bilmek kabul edebilmek bile bana zor geliyor
5 yasındaki bir cocuktan ne ister insan, böyle birşeyi nasıl yapar o işkenceleri yapan anneanne ki bu sıfatlar insanlar için geçerli böyle durumlarda hangi kelimeler kullanılır?? benim aklıma türlü türlü sıfatlar geliyor ama suan dilime sansür uyguluyorum kendimi zor tutuyorum..
N.Ç olayındaki gibi 5 yasındaki cocuğa da kendi isteğinle mi yaptın diyecekler yada nasıl hafifleticekler düşünmek istemiyorum.
Bu gerçeklerle yaşamak ne zor ne anlamsız, vahşiliğin her türlüsünü yaşayan insan müsvetteleriyle yaşıyoruz gün içinde belki karşılaşıyor konuşuyoruz.
Azer Bülbülün ölümüne üzülmüyor ki üzülmek sevmek zorunda değiliz saygı duymuyor üzerinden titreşimli espiriler yapıyoruz..
Ne ara geldik bu hale bilmiyorum ya da hep böylemiydik??
2 Ocak 2012 Pazartesi
Kahve Dünyası
Hayır reklam yapmıyorum, aksine bayağı kötüleyeceğim bu markayı
Geçenlerde Bakırköy iskeledeki Kahve dünyasının yeni açılan şubesine gittim kahve sevmesenizde içerdeki o koku ve ortam sizi kahve almaya teşvik ediyor. Gaza gelip bir poşet kahve aldım, damlasakızlı 3ü bir arada yapmışlar diyede vay be diyordum. Çikolatalar falan aman Allahım..
Bir de tatsanız hakkaten Aman Allahım dersiniz, bozulmuş kahve olamayacağına göre içine de zehir falan atmadılarsa bu nedir dedim, bir de çikolatalı yapmışlarki yağ deryası, şekerli yağlı bir karışım ama kesinlikle kahve değil..
Yerli ürünlere karşı zaten bir ön yargım var, yapamıyoruz biz bu işi diye, bugün bir daha gördüm bunu
bir nescafe bir jacobsun yanından geçemezler ne yazıkki..
Çöpe attığım 18 tl me üzülüyorum şimdi:)
Birde kursağımda kalan kahve keyfime :)
Kahve isteyen?? :)
Geçenlerde Bakırköy iskeledeki Kahve dünyasının yeni açılan şubesine gittim kahve sevmesenizde içerdeki o koku ve ortam sizi kahve almaya teşvik ediyor. Gaza gelip bir poşet kahve aldım, damlasakızlı 3ü bir arada yapmışlar diyede vay be diyordum. Çikolatalar falan aman Allahım..
Bir de tatsanız hakkaten Aman Allahım dersiniz, bozulmuş kahve olamayacağına göre içine de zehir falan atmadılarsa bu nedir dedim, bir de çikolatalı yapmışlarki yağ deryası, şekerli yağlı bir karışım ama kesinlikle kahve değil..
Yerli ürünlere karşı zaten bir ön yargım var, yapamıyoruz biz bu işi diye, bugün bir daha gördüm bunu
bir nescafe bir jacobsun yanından geçemezler ne yazıkki..
Çöpe attığım 18 tl me üzülüyorum şimdi:)
Birde kursağımda kalan kahve keyfime :)
Kahve isteyen?? :)
28 Aralık 2011 Çarşamba
Pink Floyd
Efsane grup Pink Floyd un 24 yıl sonra Afrika daki açlığa dikkat çekmek için düzenlenen Live konserlerinde bir araya gelmesi ve bu muhteşem konser..
Roger Waters ve David Gilmour'un kavgalı olmaları ve aralarındaki duvar..
Hayranlıkla tekrar tekrar dinliyorum, tam anlamıyla bir görsel ve işitsel ziyafet
İyiki varsın Pink Floyd..
Migren.. Bir beynin isyanı..
Suratımı asıp dolaştığım, kimselere tahammül edemediğim, ne bir ses ne bir gürültü duymak istemediğim mendebur günlere tekabül eden baş ağrılarım..
Şu illete tutulduğumdan beri daha farklı bir insan oldum
Öyle klasik bir baş ağrısı değil efendim bu, sadistçe kendinizi duvarlara taşlara vurabilirsiniz öyle bir şey..
Bir ilacı devası da yoktur doktor bile rahatça; başını duvarlara vurmak istediğin zamanlar olabilir
o zaman ağrı kesici al der o ağrı kesiciler bir işe yaramadığı gibi sizi bir aptal yapar bakar duymaz düşünmek ister düşünemezsiniz..
Çok da kolay tetiklenir bu ağrılar bir koku yeter mesela..
Streste en iyi dostudur migrenin
Bitirilen projelerin yorgunluğu ardından gelen final haftası ve stresli günler
Hoş geldiniz Ağrılarım Final haftam :)
Şu illete tutulduğumdan beri daha farklı bir insan oldum
Öyle klasik bir baş ağrısı değil efendim bu, sadistçe kendinizi duvarlara taşlara vurabilirsiniz öyle bir şey..
Bir ilacı devası da yoktur doktor bile rahatça; başını duvarlara vurmak istediğin zamanlar olabilir
o zaman ağrı kesici al der o ağrı kesiciler bir işe yaramadığı gibi sizi bir aptal yapar bakar duymaz düşünmek ister düşünemezsiniz..
Çok da kolay tetiklenir bu ağrılar bir koku yeter mesela..
Streste en iyi dostudur migrenin
Bitirilen projelerin yorgunluğu ardından gelen final haftası ve stresli günler
Hoş geldiniz Ağrılarım Final haftam :)
27 Aralık 2011 Salı
Kafka&Milena
Franz Kafka; bu ara sık sık onu anıyorum kitaplarını özlüyorum
Biraz bahsetmek istedim daha doğrusu onun Milenaya olan aşkını analım, mektuplarını okuyalım istedim
Biraz bilgilenelim buyrun efendim;
Dünyanın en masum aşklarından biri Kafka ile Milena aşkıdır. Birbirlerini görmeden dostça başlayan mektuplar kısa bir süre sonra tutkulu sevgiye dönüşür. Üç yıl süren bu mektuplaşmalarda iki ya da üç kez buluşurlar. Kafka nişanlı, Milena ise evli ve mutsuzdur, ikisi de yahudidir. . Kafka'yı almancadan çekçeye çeviren kadındır Milena. Tanışmaları da bu yüzden olmuştur zaten. Bu çevirileri izleyen yıllarda, uzun uzun, içtenlikle yazışmışlardır. Birbirlerine aşık olmuşlar, birkaç kez de buluşmuşlardır. Ne var ki bu büyük gönül serüveni, hep platonik olarak kalmıştır. O ürkünç yılların labirentlerinde; yahudi olmaları yüzünden, nazilerce yargısız olarak mahkûm edilmiş olmanın o dayanılmaz yılgınlığını yaşamışlardır her ikisi de...
Milena sonradan kocasından ayrılır, Hitler döneminde, yahudi dostu diye toplama kampında özgürlüğüne kavuşamadan ölürken, Kafka'da hastalığını yenemeyip olgunluk döneminde ölmüştür. Dünyanın en platonik, en derin aşkını yaşamışlar ve sonsuzluğa bu aşkla ulaşmışlardır.
MEKTUPLAR
Sevgilim, bana böylesine işkence etmen için ne yaptım? Bugün gene mektup yok; ne ilk postadan, ne de ikincisinden. Bana acı çektiriyorsun! Senden bir yazılı sözcük beni mutlu ederdi! Anlaşılan yeterince kahrımı çektin benim; bunun başka bir açıklaması yok, hem şaşılacak bir şey de değil; ama anlaşılamayacak olan, senin yazıp bunu bana söylemen. Gene de yaşamımı sürdüreceksem şu bir türlü sona ermeyen son birkaç günde yaptığım gibi senden boşuna haber beklemeye dayanamam. Ama artık senden haber alma umudunu yitirdim. Bana susarak söylediğin "elveda"yı ben de yinelemek zorundayım. Postaya verilmesin diye bu mektubun üstüne bedenimi kapamak isterdim; ama bunun postalanması gerek. Bundan sonra mektup beklemeyeceğim.
Franz
�������
Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar. (...) Bak Milena, "En çok seni seviyorum" diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki."
�����������.
'...Milena, Milena, Milena... adından başka şey yazamıyorum... Yazmalıyım ama! Bugün şaşkınım, yorgunum ve sensizim Milena. Nasıl bitik olmayayım?'
Franz Kafka
���
"�..yazdıklarınızı göndermek istemiyorsunuz bana öyle mi? İnanmıyorsunuz bana öyleyse. Kafamda yarattığım kadını sarsar mı sandınız? ..."*
Franz Kafka
������
"Yarım saattir iki mektubunla kartını okuyorum (Zarfı da; nasıl oluyor da postacılar adresleri okuyabiliyor, şaşırıyorum!), gülerek okuduğumun neden sonra farkına vardım. Hangi kral benim kadar mutlu olmuştur? Odama geliyorum, masanın üstünde üç mektup beni bekliyor, bütün işim açıp okumak onları -ellerim ne ağır iş görürmüş meğer- yaslanıyorum koltuğa bu mutluluğa erdiğime inanamıyorum..."
"Seni sevip sevmediğimi soruyorsun durmadan, çok güç bunun karşılığını vermek Milena, mektupla hiç verilemez hele... Yalnız n'olursun, çağırma beni Viyana'ya, yazma bu konuda; gelmeyeceğim, ama bu konuda ettiğin her söz, etime batan kızgın bir şiş sanki, yakıyor, geçmiyor acısı, gün geçtikçe daha da yakıyor...
Demek çiçek gönderdiler sana? Üzüldüm... Odanda duruyor, öyle mi? Dediğim gibi, odandaki dolap olsaydım, güpegündüz, birdenbire çıkıverirdim odandan... O çiçekler soluncaya değin dışarda dururdum hiç değilse. Hoşuma gitmedi. Her şey o kadar uzak ki..."
���
Durmadan soruyorum kendime:Anladı mı verdiğim karşılığı diyorum,ama öyle bir hava içindeyim ki,başka türlü olamazdı yanıtım; aşırı yumuşaktı bile,aşırı aldatıcı,aşırı göz kamaştırıcıydı.Durmadan gece gündüz soruyorum kendime işte;sizden gelecek mektubu çarpıntılar içinde bekliyorum,boşuna yiyorum kendimi;bir hafta durmamacasına taşa bir çivi çakmakla görevlendirilmişim sanki,ama çivi de işçi de benim Milena!
Bir söylentiye göre-inanmak istemiyorum-işçilerin grevi yüzünden bu akşamdan sonra Tirol postası işlemeyecekmiş.
Senin F.
Seni gördüm düşümde bu sabah gene.Yan yana oturuyoruz�Sen itiyorsun beni,ama kızmadan;gülerek.Üzülüyorum,ittiğin için değil,seni itmeye zorlayan davranışıma üzülüyorum.Sızlanmayan,yakınmayan herhangi bir kadına davranır gibi davranıyorum sana;sessizliğin ardındaki sesi-hem de bana seslenen sesi-duymadığıma üzülüyorum.Duyamadım mı dersin?Duymuş da olsam karşılık veremedim ya!
İlk düşümden daha bitik,daha kötü ayrıldım yanından.Bir yerde okumuş olacağım,bir benzetiş geldi şimdi usuma:
Ateşten örülmüş uzun yalımlardır sevgilim,dolaşır yeryüzünü,sarar beni.Ama sardıklarını değil,görmesini bilenleri sürükler ardından�
Senin
(Adımı da yitirdim!Küçüle küçüle 'Senin' kaldı yalnız.)
NOT:Milena'nın Kafka'ya yazdığı mektuplar bulunamamıştır.Yalnız,Kafka'nın yakın arkadaşı Max Brod,Kafka'yı anlatan kitabında,Milena'nın kendisine yazdığı birkaç mektubu yayınlamıştır.Kafka'yla ilgili bu mektuplar,Milena hakkında çok az da olsa bir fikir veriyor.
MİLENA'DAN ORTAK ARKADAŞLARI MAX BROD'A�
Sizden çok büyük bir dileğim var;bilirsiniz,Franz yazmaz durumunu,'iyiyim' diyor,'sağlığım gereğinden daha da iyi'deyip geçiştiriyor hep.Çok güç bu sevgili adamı anlamak.Onun için size yakarıyorum,gerçekten yakarıyorum size:Üzüntülerinin nedeni bensem,ağrılarına benim yüzümden katlanıyorsa,hemen yazın bana,olur mu?Ele vermem sizi söz veriyorum.Yazacağınızı ummak bile rahatlattı beni.Nasıl yardım edebilirim ona,bilmiyorum;gene de bir yardımım dokunabileceğini sezinlemiyor değilim.İnsan sizi sevmek,sizinle övünmek zorundaymış�Franz öyle diyor.Ben de aynı şeyleri duyuyorum sizin için: Sonsuz bir güven var içimde size karşı,şimdiden teşekkür ederim.
M.P. 21 TEMMUZ 1920
Biraz bahsetmek istedim daha doğrusu onun Milenaya olan aşkını analım, mektuplarını okuyalım istedim
Biraz bilgilenelim buyrun efendim;
Dünyanın en masum aşklarından biri Kafka ile Milena aşkıdır. Birbirlerini görmeden dostça başlayan mektuplar kısa bir süre sonra tutkulu sevgiye dönüşür. Üç yıl süren bu mektuplaşmalarda iki ya da üç kez buluşurlar. Kafka nişanlı, Milena ise evli ve mutsuzdur, ikisi de yahudidir. . Kafka'yı almancadan çekçeye çeviren kadındır Milena. Tanışmaları da bu yüzden olmuştur zaten. Bu çevirileri izleyen yıllarda, uzun uzun, içtenlikle yazışmışlardır. Birbirlerine aşık olmuşlar, birkaç kez de buluşmuşlardır. Ne var ki bu büyük gönül serüveni, hep platonik olarak kalmıştır. O ürkünç yılların labirentlerinde; yahudi olmaları yüzünden, nazilerce yargısız olarak mahkûm edilmiş olmanın o dayanılmaz yılgınlığını yaşamışlardır her ikisi de...
Milena sonradan kocasından ayrılır, Hitler döneminde, yahudi dostu diye toplama kampında özgürlüğüne kavuşamadan ölürken, Kafka'da hastalığını yenemeyip olgunluk döneminde ölmüştür. Dünyanın en platonik, en derin aşkını yaşamışlar ve sonsuzluğa bu aşkla ulaşmışlardır.
MEKTUPLAR
Sevgilim, bana böylesine işkence etmen için ne yaptım? Bugün gene mektup yok; ne ilk postadan, ne de ikincisinden. Bana acı çektiriyorsun! Senden bir yazılı sözcük beni mutlu ederdi! Anlaşılan yeterince kahrımı çektin benim; bunun başka bir açıklaması yok, hem şaşılacak bir şey de değil; ama anlaşılamayacak olan, senin yazıp bunu bana söylemen. Gene de yaşamımı sürdüreceksem şu bir türlü sona ermeyen son birkaç günde yaptığım gibi senden boşuna haber beklemeye dayanamam. Ama artık senden haber alma umudunu yitirdim. Bana susarak söylediğin "elveda"yı ben de yinelemek zorundayım. Postaya verilmesin diye bu mektubun üstüne bedenimi kapamak isterdim; ama bunun postalanması gerek. Bundan sonra mektup beklemeyeceğim.
Franz
�������
Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar. (...) Bak Milena, "En çok seni seviyorum" diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki."
�����������.
'...Milena, Milena, Milena... adından başka şey yazamıyorum... Yazmalıyım ama! Bugün şaşkınım, yorgunum ve sensizim Milena. Nasıl bitik olmayayım?'
Franz Kafka
���
"�..yazdıklarınızı göndermek istemiyorsunuz bana öyle mi? İnanmıyorsunuz bana öyleyse. Kafamda yarattığım kadını sarsar mı sandınız? ..."*
Franz Kafka
������
"Yarım saattir iki mektubunla kartını okuyorum (Zarfı da; nasıl oluyor da postacılar adresleri okuyabiliyor, şaşırıyorum!), gülerek okuduğumun neden sonra farkına vardım. Hangi kral benim kadar mutlu olmuştur? Odama geliyorum, masanın üstünde üç mektup beni bekliyor, bütün işim açıp okumak onları -ellerim ne ağır iş görürmüş meğer- yaslanıyorum koltuğa bu mutluluğa erdiğime inanamıyorum..."
"Seni sevip sevmediğimi soruyorsun durmadan, çok güç bunun karşılığını vermek Milena, mektupla hiç verilemez hele... Yalnız n'olursun, çağırma beni Viyana'ya, yazma bu konuda; gelmeyeceğim, ama bu konuda ettiğin her söz, etime batan kızgın bir şiş sanki, yakıyor, geçmiyor acısı, gün geçtikçe daha da yakıyor...
Demek çiçek gönderdiler sana? Üzüldüm... Odanda duruyor, öyle mi? Dediğim gibi, odandaki dolap olsaydım, güpegündüz, birdenbire çıkıverirdim odandan... O çiçekler soluncaya değin dışarda dururdum hiç değilse. Hoşuma gitmedi. Her şey o kadar uzak ki..."
���
Durmadan soruyorum kendime:Anladı mı verdiğim karşılığı diyorum,ama öyle bir hava içindeyim ki,başka türlü olamazdı yanıtım; aşırı yumuşaktı bile,aşırı aldatıcı,aşırı göz kamaştırıcıydı.Durmadan gece gündüz soruyorum kendime işte;sizden gelecek mektubu çarpıntılar içinde bekliyorum,boşuna yiyorum kendimi;bir hafta durmamacasına taşa bir çivi çakmakla görevlendirilmişim sanki,ama çivi de işçi de benim Milena!
Bir söylentiye göre-inanmak istemiyorum-işçilerin grevi yüzünden bu akşamdan sonra Tirol postası işlemeyecekmiş.
Senin F.
Seni gördüm düşümde bu sabah gene.Yan yana oturuyoruz�Sen itiyorsun beni,ama kızmadan;gülerek.Üzülüyorum,ittiğin için değil,seni itmeye zorlayan davranışıma üzülüyorum.Sızlanmayan,yakınmayan herhangi bir kadına davranır gibi davranıyorum sana;sessizliğin ardındaki sesi-hem de bana seslenen sesi-duymadığıma üzülüyorum.Duyamadım mı dersin?Duymuş da olsam karşılık veremedim ya!
İlk düşümden daha bitik,daha kötü ayrıldım yanından.Bir yerde okumuş olacağım,bir benzetiş geldi şimdi usuma:
Ateşten örülmüş uzun yalımlardır sevgilim,dolaşır yeryüzünü,sarar beni.Ama sardıklarını değil,görmesini bilenleri sürükler ardından�
Senin
(Adımı da yitirdim!Küçüle küçüle 'Senin' kaldı yalnız.)
NOT:Milena'nın Kafka'ya yazdığı mektuplar bulunamamıştır.Yalnız,Kafka'nın yakın arkadaşı Max Brod,Kafka'yı anlatan kitabında,Milena'nın kendisine yazdığı birkaç mektubu yayınlamıştır.Kafka'yla ilgili bu mektuplar,Milena hakkında çok az da olsa bir fikir veriyor.
MİLENA'DAN ORTAK ARKADAŞLARI MAX BROD'A�
Sizden çok büyük bir dileğim var;bilirsiniz,Franz yazmaz durumunu,'iyiyim' diyor,'sağlığım gereğinden daha da iyi'deyip geçiştiriyor hep.Çok güç bu sevgili adamı anlamak.Onun için size yakarıyorum,gerçekten yakarıyorum size:Üzüntülerinin nedeni bensem,ağrılarına benim yüzümden katlanıyorsa,hemen yazın bana,olur mu?Ele vermem sizi söz veriyorum.Yazacağınızı ummak bile rahatlattı beni.Nasıl yardım edebilirim ona,bilmiyorum;gene de bir yardımım dokunabileceğini sezinlemiyor değilim.İnsan sizi sevmek,sizinle övünmek zorundaymış�Franz öyle diyor.Ben de aynı şeyleri duyuyorum sizin için: Sonsuz bir güven var içimde size karşı,şimdiden teşekkür ederim.
M.P. 21 TEMMUZ 1920
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
